Lokman Hekim'e:
-Hastalarımıza ne yedirelim?diye
sorduklarında,şu cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de,ne
yedirirseniz olur.
—————————————————————————
—–
Sokrat ölüme mahkum edildiğinde
esi:
-Haksiz yere öldürülüyorsun diye
ağlamaya başlayınca,
Sokrat:
-Ne yani, bir de hakli yere mi
öldürülseydim?.
—————————————————————————
—–
Bir Rus generali, Şeyh Şâmil'in
iştahını abartarak "Beni yemenizden korkuyorum" deyince, Şeyh
Şâmil:
- Boşuna korkmayın efendi, demiş.
Bizim dinimizde domuz eti yemek haramdır.
—————————————————————————
—–
Bir filozofa
sormuşlar:
-Şansa inanır
misiniz?
-Evet, yoksa sevmediğim insanların
basarisini neyle açıklardım.
—————————————————————————
—–
Bir toplantıda bir genç M.Akif'i
küçük düşürmek için:
-Affedersiniz, siz veteriner
misiniz?
M.Akif hiç istifini bozmadan
cevaplamış:
-Evet, bir yeriniz mi
ağrıyordu?
—————————————————————————
—–
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü
Galile'ye hasımlarından biri:
-Efendim,kulaklarınız bir insan için
büyük değil mi?
Galile cevaplamış:
-Doğru,benim kulaklarım bir insan
için büyük ama,seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz
mi?
—————————————————————————
—–
Komedyen Eddie
Cortar'a,
-Hastalanınca ne yapmak gerekir?diye
sorulduğunda:
-Mutlaka doktora gidin demiş. Zira
doktorun yaşaması gerek.Verdiği ilacıda alın, çünkü eczanecinin de
yaşaması gerek. Fakat ilaçları sakın içmeye kalkmayın, zira sizinde
yaşamanız gerek..
—————————————————————————
—–
Amerika'lı iş adamı, bir Çinli'yle
alay ederek sormuş:
- Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz
pirinçleri ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap
vermiş:
- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz
çiçekleri kokladığı zaman.
—————————————————————————
—–
- Hayat kırkından sonra başlar, diyen
bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:
- Eğer otuz beşinde
ölmezsen!..
—————————————————————————
—–
Talebelerinden biri,
Konfüçyüs'e:
- "Ölüm nedir?" diye sorduğunda,
Konfüçyüz'ün cevabı şu olmuş:
- Hayat hakkında ne biliyorsun ki,
sana ölümden bahsedeyim.
—————————————————————————
—–
Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz
eden Behlül Dânâ Hazretlerine:
- Sen kendi işine bak, dermiş. Her
koyun kendi bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış.
Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı
bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki:
Behlül.
Halife, kendisini
sıkıştırdığında:
- Gördüğünüz gibi, her koyun kendi
bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için,
herkesi rahatsız eder.
—————————————————————————
—–
Adamın biri, Hz. Ali'yi gıyabında
yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan
şu karşılığı almıştır:
- Söylediklerinden daha aşağı, fakat
içinden geçirdiklerinden daha üstünüm.
—————————————————————————
—–
Behlül Dânâ'ya biri
sorar:
- Oğlum öldü. Mezar taşına ne
yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı
verir:
- Şunu yazdır: "Dün altında olan
çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan
gayri her şeyi örter."
—————————————————————————
—–
Zengin bir adam, İslam büyüklerinden
birine:
-Bin altınım var, size versem ne
dersiniz? diye sorduğunda, şu cevabı almış:
-Verirsen, senin için iyi olur.
Vermezsen de benim için.
—————————————————————————
—–
Yahya Kemal'a "Ankara'nın en çok
hangi tarafını seviyorsunuz" diye sorduklarında şu cevabı
vermiş:
-İstanbul'a dönüşünü
—————————————————————————
—–
Churchill, avam kamarasında
konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill' e
kızgın kızgın şöyle seslenir:
- "Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin
içine zehir karıştırırdım."
Churchill, oldukça sakin kadına döner
ve lafı yapıştırır:
- "Hanımefendi, eğer karım siz
olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim."
—————————————————————————
—–
Sokrates ve eşi bir türlü iyi
geçinemezlermiş. Bir gün eşi
Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına
geleni söylemiş. Bakmış
kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir
kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates, gayet
sakin:
- "Bu kadar gök gürültüsünden sonra
bir sağanak zaten bekliyordum" demiş.
—————————————————————————
—–
Bernard Shaw ile Churchill hiç
geçinemez ve sık sık
birbirlerini iğnelermiş. Bernard
Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill' i davet etmiş ve
davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:
- "Size iki kişilik davetiye
gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp
gelebilirsiniz. Tabii dostunuz
varsa." Churchill, hemen cevap
göndermiş:
- "Maalesef o gece başka bir yere söz
verdiğim için oyununuzu
seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece
gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa."
—————————————————————————
—–
Bir gün Eflatun, talebelerinden
birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.
Talebesi:
- "İyi ama ben çok az bir paraya
oynuyordum" diye itiraz edecek
olunca Eflatun cevap
vermiş:
- "Ben seni kaybettiğin para için
değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."
—————————————————————————
—–
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen
yaşayış ve felsefesiyle
ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar
bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir
adamla karşılaşır. İkisinden biri
kenara çekilmedikçe geçmek mümkün
değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
- "Ben bir serserinin önünden kenara
çekilmem" der. Diyojen,
kenara çekilerek gayet sakin şu
karşılığı verir:
- "Ben çekilirim."
—————————————————————————
—–
Meşhur bir filozofa:
- "Servet ayaklarınızın altında
olduğu halde neden bu kadar
fakirsiniz?" diye
sorulduğunda:
- "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da
ondan" demiş.
—————————————————————————
—–
Fransa hükümet ricalinden biri
Napolyon' un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita
üzerinde gezdirerek:
- Önce şurasını almalıydınız, sonra
buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye
başlayınca, Napolyon:
- Evet, Onlar parmakla alınabilseydi
dediğin gibi yapardım.
—————————————————————————
—–
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle
bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri
huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize
doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle
der:
- Bizde onlara
yaklaşıyoruz.
—————————————————————————
—–
Mevlana, müridlerinden biriyle
giderken, birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görür. Müridi:
Güzel bir kardeşlik örneği der. Keşke insanlar da bunlardan ibret
alsa. Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir. Aralarına bir kemik
atıver de gör kardeşliklerini….
—————————————————————————
—–
Camiide vaaz vermekte olan
O. Demirci hocaya : - Hocam diye sormuşlar. At nalını evimizin
kapısına asarsak uğur getirir mi? Demirci hoca : - Zannetmiyorum,
diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var amma, bütün
gün kamçı yeyip duruyorlar…
—————————————————————————
—–
İngiliz garson Türk müşteriye: -
Çanakkale de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz,
deyince. Bizimkinden gayet soğuk kanlı şu cevabı almış: - Orada ne
işiniz vardı?
—————————————————————————
—–
iran'a ne maksatla akın ettiniz?
Sorusuyla karşılaşan İslam öncüsü, Büyük bir vakar içinde şu cevabı
vermişti: - Gayemiz, insanların Allah'a ibadet etmesini sağlamaktır.
Allah'ın yarattıklarına değil.
—————————————————————————
—–
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil, esarette
bulunduğu sırada, Ruslardan namaz kılmak için yer göstermelerini
istemiş. Sarayın kilisesine götürmüşler. Şeyh Şamil, namaz hazırlığı
yaparken, Ruslar da rahat etmesi için kilisedeki putu örtmeye
çalışmışlar. Şamil onlara müdahale ederek: Bırakın, öyle kalsın
demiş. Şamil'in esarette ve burada namaz kıldığına, mahşerde o da
şehadet etsin.
—————————————————————————
—–
İnsanlara zulmeden birisi, bir İslam
büyüğüne sormuş: - İbadetlerden hangisi efdaldir? Şu cevabı almış: -
Senin için öğleye kadar uyumak efdaldir. Çünkü uyuduğun müddetçe
halkı incitmezsin…
—————————————————————————
—–
Mehmet Akif Ersoy'u ilk devre
milletvekilliği sırasında ziyerete gelenler, bir takım idareciler
hakkında kanaatini sormuşlar. Şu cevabı vermiş: - Memleketten
ümidinizi kesmek istemiyorsanız, büyük adamları yakından
tanımayınız.
—————————————————————————
—–
Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu
şiirlerini incelemesi için Şekspir'e gönderdiğinde, ünlü yazarın
cevabı şu olur: - Dostum, siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın,
sadece şemsiye yapın.
—————————————————————————
—–
Adamın biri Muhammed bin Vasi'nin
bacağındaki yarayı görüp, " sana acıyorum " dediğinde, ondan şu
cevabı almıştır: - Ben aynı yaranın gözümde çıkmadığına
şükrediyorum.
—————————————————————————
—–
Falih Rıfkı Atay, " İslamiyet denince
burnuma ayak kokusu gelir" dediğinde, yanındaki bir adamdan şu
cevabı almış: - Senin burnuna gelen ayak kokusu değil, ciğerindeki
ufunetin kokusudur.
—————————————————————————
—–
Hz Ali'ye: - Allah bu kadar insanı
nasıl hesaba çeker? diye sorduklarında: - Nasıl rızıklandırıyorsa
öyle cevabını vermiştir.
—————————————————————————
---
Materyalist öğretmen öğrencisine: -
Söyle bakalım Allah nerede? Eğer bilirsen bir portakal vereceğim.
Öğrenci: - Siz bana O'nun olmadığı yeri gösterin, ben size bir bahçe
dolusu portakal vereyim.
—————————————————————————
—–
Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat
Asya'ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve
istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş,
derler.
Ârif Nihat Asya, şöyle cevap
verir:
- Desenize, eninde sonunda camı da
kendimize benzettik!
—————————————————————————
—–
Dahi kumandan Halid Bin Velid
Hazretlerinden, Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını
istemişler.
- Bu hususta son derece acizim
demiş.
Israr etmişler.
- Gönderilen, gönderenin şanına lâyık
olur, buyurmuş. Onu gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre, gerisini
anlayın artık.
—————————————————————————
—–
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik
Paşa'ya:
- Camilerinizde niçin günlük (bir
çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı
almış:
- Bizimkiler abdestlidirler.
Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz.
—————————————————————————
—–
Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında
oturan Sokrat'a:
- Geçen gün bir arkadaşını herkesin
arasında azarladın, diye çıkışmış. O sözleri başbaşa kaldığın zaman
söyleyemez miydin?
Sokrat, soruya soruyla karşılık
vermiş:
- Beni böyle azarlamak için, başbaşa
kalmamızı bekleyemez miydin?
—————————————————————————
—–
Hz. Lokman'a:
- "Edebi kimden öğrendin?" diye
sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
- Edepsizlerden.
—————————————————————————
—–
Hz. Ebû Bekir'in cömertlikte de bir
eşi yoktu. Bir defasında cihad için yardım istendi… Bütün sahabiler
koşuştular. Kimi malının yarısını, kimi dörtte birini getirmişti.
Hz. Ebu Bekir'in getirdiği ise, malının tamamıydı.
Resulûllah (a.s.v.) kendisine
sordu:
- Ailene ne bıraktın?
Hz. Ebubekir, cevap
verdi.
- Allah ve Resûlü'nün
muhabbetini!..
—————————————————————————
—–
Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile
sohbet ederken:
- Cennet'te küçük bir yerim olsa bana
yeter deyince, o zât şu cevabı verdi:
- Âhiret için ettiğin kanaati, keşke
dünya için de etseydin.
—————————————————————————
—–
Sahabelerden biri, Hz. Ebûbekir'in
yanına gelerek:
- Çok günahkarım, der. Benim için dua
eder misiniz?
Hz. Ebûbekir:
- Yâ Rabbi, der. Bir günahkar, bir
diğerinden dua istiyor. İkisini de affeyle.
—————————————————————————
—–
İngiliz Büyükelçisi, eski Osmanlı
evlerinin dış duvarlarına asılan "Yâ Hafîz" (Muhafaza eden Allah
(c.c.) ) levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizade Fuad Paşa'ya
bunların ne olduğunu sormuş.
Fuad Paşa, İngilizin anlayacağı dille
cevap vermiş:
- O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta
Şirketinin levhalarıdır.